YENİ BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE DOĞUM KONTROL HAPLARI, MEME KANSERİ RİSKİNDE ARTIŞ İLE İLİŞKİLİ BULUNMUŞTUR.

Daha düşük östrojen içeren modern doğum kontrol haplarının, geçmişteki kullanılanlara göre daha az yan etkisi vardır. Ancak Danimarka’da yapılan geniş katılımlı bir çalışmada, özellikle uzun süreli kullanımlarda yeni hapların da önceki haplar gibi, meme kanseri riskini hafifçe artırdığı kaydedilmiştir.

Araştırmacılar, sadece progestin içeren rahim içi araçlar ile benzer bir meme kanseri riski bulmuşlar ve implant gibi diğer hormonal kontraseptiflerdeki riski de ekarte edememişlerdir. Ancak, araştırmada kaydedilen toplam risk artışı küçüktür. Örnek verilecek olursa eğer; 7700 kadın bir yıl oral kontraseptif kullanması durumunda 1 kadında meme kanseri geliştiği hesaplanmıştır.

Araştırmayı yapan uzmanlar, kadınların, modern oral kontraseptifler için ”diğer kanser risklerini de azaltır” haberlerine karşı bu yeni durumu da göz önünde bulunduracağını düşünmektedir. Bununla birlikte Harvard Brigham ve Kadın Hastalıkları Hastanesi’nde Koruyucu Hekimlik Şefi Dr. JoAnn Manson, “Doğum kontrol hapları hâlâ aile planlaması için güvenli ve etkili bir seçenek olarak algılanmalıdır” vurgusunu yapmaktadır.

Amerikan Kanser Derneği’nden bir meme kanseri epidemiyolojisi uzmanı Mia Gaudet, eski doğum kontrol hapları üzerinde yapılan araştırmalarda meme kanseri riskini yükseltmesine rağmen bağırsak, rahim ve yumurtalık kanseri riskini azaltması nedeniyle “net kanser yararı” gösterdiğini söylemektedir. Araştırmaya dahil olmayan Gaudet, yeni, düşük doz kontraseptiflerin meme kanseri riskini düşüreceği konusunda iyimser bir düşünce olduğunu ancak bu sonuçların bu umutları kesintiye uğrattığını söyledi.

Hormonal kontraseptiflerin mevcut ve son zamanlarda kullanımı, meme kanseri riskini %20 artırmaktadır. Risk uzun kullanımla artış göstermekte olup, bir yıldan az kullanımda %9’luk, 10 yılı aşkın kullanımdan sonra  ise %38’lik bir artış kaydedilmektedir.

Araştırmacılar doğum kontrol hapları türleri arasında da bir fark bulamadılar. Deri içine uygulanan hormonal yöntem (patch), vajinal halka, implant ve progestin yüklemesi gibi doğum kontrol yöntemlerini daha az sayıda kullanıcısı olması nedeniyle sonuçlar daha az belirgindi, ancak analizde bu yöntemlerin hiçbirisi için meme kanseri risk artışı ekarte edilemedi. Kopenhag Üniversitesi Hastanesi’nden baş araştırmacı Lina Morch, “Ne yazık ki hiçbir hormonal kontraseptif türü tamamen risksiz değildir” dedi.

Aile öyküsünde meme kanseri yakını olan kadınlar doktorlarına diğer kontraseptiflerden bahsetmek isteyebilirler.  Dr. Rao “Oral kontraseptifler de diğer ilaçlara benzemektedir. Her ilaç gibi riskleri ve faydaları vardır, onları almak için bir nedeniniz varsa bunu yapmak çok makuldür” demektedir.

Bu çalışma Aralık (2017) ayında New England Journal of Medicine’de (İmpact Faktor: 72,4) yayımlanmıştır.

Kaynak: http://www.independent.co.uk/life-style/health-and-families/health-news/breast-cancer-risk-birth-control-pills-oral-contraception-oestrogen-levels-novo-nordisk-foundation-a8096661.html

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Anahtar kelimeler: tez hazırlama merkezi, tez danışmanlığı, tez merkezi, güvenilir tez merkezi, güvenilir tez hazırlama, tez düzeltme, tez istatistiği, akademik tez danışmanlığı, akademik danışmanlık, yüksek lisans tezi hazırlama, doktora tezi hazırlama, spss analizi, spss veri analizi, spss kursu, spss kursu ankara, spss yardım, spss yorumlama, istatistik merkezi,  medikal istatistik, tıbbi istatistik, tıpta uzmanlık tezi hazırlama, makale danışmanlığı…

Gebelikte asetaminofen (parasetamol) kullanımı gerçekten güvenli mi?

Amerikada hamile kadınların yüzde 70’i ağrı, enfeksiyon ve ateş tedavisinde asetaminofene (parasetamol) ulaşabilmekte ve ilacın güvenliği konusunda tartışmalar süregelmektedir. Yeni araştırmalar aydınlatılması gereken ek riskleri beraberinde getirdi.

Amerika’da Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), gebelik sırasında herhangi bir ağrı kesici ilaç kullanmadan önce doktora danışmanızı önermektedir.

Asetaminofen (parasetamol olarak da bilinir), Amerika Birleşik Devletleri’ndeki hamile kadınların yüzde 65-70’i tarafından kullanılmakta ve reçetesiz ağrı kesici olarak satılmaktadır. Aynı zamanda, birçok soğuk algınlığı veya grip belirtileri, alerji ve uyku sorunları için kullanılan ilaçların içinde de bulunmaktadır.

Amerika’da Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) “gebelik sırasında etkili bir şekilde tedavi edilmeyen şiddetli ve kalıcı ağrı, annede depresyon, kaygı ve yüksek tansiyon ile sonuçlanabileceğini” belirtmekte ancak gebelik sırasında reçeteli veya reçetesiz ağrı kesicilerinin yararlarını ve risklerini dikkatlice tartmanın önemli olduğunu vurgulamaktadır.

Geçen haftalarda yayımlanan, iki yeni bilimsel araştırmada gebelikte asetaminofen kullanımının doğurganlık ve dil gelişimi üzerine potansiyel etkilerine işaret edilmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve Davranış Sorunları

Geçen Kasım ayında yurtdışı bilimsel bir dergide (the journal Pediatrics; impactı 3,87) yaklaşık 100.000 annede hamilelikte asetaminofen kullanımıyla ilgili bir araştırma yayımlandı. Bu araştırmada annelerin neredeyse yarısı gebelikte asetaminofen kullanmıştı. Araştırmacılar, annelerin gebelikte 7 günden fazla asetaminofen alması durumunda DEHB belirtileri olan bir çocuğa yakalanma riskinin önemli ölçüde arttığını ortaya koydu. İlaç, ateş, enfeksiyon veya ağrı olmasına bağlı olarak kullanılmasına bakılmaksızın 29 gün veya daha uzun süre kullanılması durumunda DEHB olan bir çocuğa yakalanma riskini iki katına çıkardı. İlaç ileri gebelikte (32 haftada) kullanıldığında da aynı özellikler görülürken, duygusal belirtiler ve toplam davranışsal zorluk riski de yüksek bildirildi.

  • MAKALE VE TEZ ISTATISTIKLERI ARTIK COK KOLAY!!! TIKLAYINIZ

Asetaminofen ve dil gecikmesi

Bu ay yayımlanan yeni bir bilimsel araştırma, asetaminofenin neden olabileceği potansiyel tehlikelere bir başka boyut daha ekledi. New York’daki bir tıp fakültesi akademik personeli tarafından gerçekleştirilen bu çalışmada gebelikte (8-13 haftalarda) beyana dayalı asetaminofen kullanımı ile çocuktaki dil gelişimi arasındaki ilişki incelendi. Çalışmada değerlendirilen 754 gebenin %54’ünün erken gebelikte (8-13 haftalarda) asetaminofen kullandığı belirlendi. Çocuklarda dil gecikmesi -çocuğun 30 aylıkken 50 kelimeden daha az kelime kullanması- uzman hemşireler tarafından takip edildi. Yazarlar, makalede bu durumun “zayıf bilişsel gelişimin erken belirteci” olduğunu açıklamaktadır.

Çocukların yüzde 10’unda dil gecikmesi yaşandı. Bununla birlikte, anneler erken hamilelik döneminde altı veya daha fazla asetaminofen tableti aldığında, kızlarının dil geciktirme riski yaklaşık altı kat arttı, erkek çocuklarda ise risk artışı saptanmadı. Araştırmacı Prof. Swan, çalışma sonuçlarını yorumlarken “Gebelikte asetaminofen kullanımının yaygınlığı ve dil gelişiminin önemini göz önüne alarak, bulgularımız diğer çalışmalar da desteklenirse eğer, hamile kadınların gebelik sırasında bu analjezik kullanımlarını sınırlamaları gerektiği ortaya çıkmaktadır.” ifadelerini kullanmıştır. “Araştırmada dil gelişimine bakmamız önemlidir,” çünkü ekliyor: “çünkü dil gecikmesi çocuklarda gelişebilecek diğer nörodavranışsal sorunlar için bir ön sinyaldir.”

Peki gebelikte Asetaminofen güvenli mi?

Maalesef basit bir cevap yok. Birçok araştırmada Asetaminofenin sporadik ve düşük dozlarda alınması durumunda uzun süreli etkiler göstermediği bildirilmektedir. Bununla birlikte, hamileliğin ilk dönemlerinde altı tabletten fazla kullanımı kız çocuklarında dil gecikme riskini arttırdığı bu çalışmada rapor edilmiştir. Bazı bebek bekleyen anneler için, asetaminofen’in daha uzun süre kullanılması, şiddetli ağrı veya ateş ile enfeksiyonlarla başa çıkmanın tek yoludur ve tedavi edilmezlerse doğmamış bebeğine potansiyel zarar verebilir. Risk ve fayda birlikte değerlendirildiğinde dengeyi ayarlamak önemlidir.

Bu nedenle: doktorunuzla birlikte hareket edin ve sadece tavsiye edildiğinde asetaminofen kullanın. Bu arada, gelecekte yapılacak çalışmalar bu konuyu daha da aydınlatacaktır.

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/320584.php

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Anahtar kelimeler: tez hazırlama merkezi, tez danışmanlığı, tez merkezi, güvenilir tez merkezi, güvenilir tez hazırlama, tez düzeltme, tez istatistiği, akademik tez danışmanlığı, akademik danışmanlık, yüksek lisans tezi hazırlama, doktora tezi hazırlama, spss analizi, spss veri analizi, spss kursu, spss kursu ankara, spss yardım, spss yorumlama, istatistik merkezi,  medikal istatistik, tıbbi istatistik, tıpta uzmanlık tezi hazırlama, makale danışmanlığı…

VÜCUTTAKİ FAZLA SU (ÖDEMLER) DOĞAL OLARAK NASIL ATILIR ?

Vücuttaki fazla su, aynı zamanda ödem olarak adlandırılır ve çok yaygın görülmesine karşılık nadiren endişe kaynağıdır. Bununla birlikte, rahatsızlık verebilir ve vücutta istenmeyen şişkinlik veya şişlik oluşturabilir.

Bu makale, fazla su tutulumu ile baş etmeye yönelik basit, sağlıklı yaşam tarzı ipuçlarını özetlemektedir.

Su birikimi hakkında bazı bilgiler:

Su genellikle bir yetişkinin toplam vücut ağırlığının yüzde 50 ila 60’ını oluşturur. Vücutta kalan ekstra suya “su birikimi veya su tulumu” denir.

Vücutta su biriktiğinde, özellikle karında, bacaklarda ve kollarda şişkinlik ve şişliğe neden olabilir.

Su birikimi, bir kişinin kilosunu gün içinde 1 ila 2 kilograma kadar değiştirebilir.

Şiddetli su tutulumu kalp veya böbrek hastalığının semptomları olabilir. Hastalık dışında olanlar ise çoğunlukla geçicidir ve kendi başınıza ya da basit bir yaşam tarzı değişikliği ile gidebilir.

Su tutulumunu azaltma yolları

Bir kişinin hızlı ve doğal olarak vücuttaki su tutulumunu verebildiği çeşitli yollar vardır. En etkili teknikler şunlardır:

  1. Sodyum (tuz) alımını azaltın

Su tutulumunu yenmek için ilk adım, sodyum açısından zengin gıdaları (tuzlu gıdalar) düşük sodyum eşdeğerleri ile değiştirmektir. Çok fazla sodyum veya tuz, hızlı bir şekilde su tutulmasına neden olabilir. Bunun nedeni, vücudun sodyum-su oranının dengeli bir şekilde çalışması için dengelenmesi gerektiğidir, bu nedenle çok fazla tuz tüketilirse su denge için vücutta tutulacaktır.

Güncel diyet rehberlerinde günde 2,3 miligramdan (mg) fazla sodyum önermemektedir. Sofra tuzu sodyum açısından yüksektir ancak tüketilen sodyumun dörtte üçü işlenmiş gıdalarda saklıdır. Bunlara peynir, ekmek, dondurulmuş yemekler, hazır çorbalar  ve tuzlu aperitifler dahildir. Sebzeler, fıstıklar ve tohumlar gibi doğal gıdalar, sodyumda çok düşüktür. Bazı gıdalar mesela muz, avokado ve yapraklı sebzeler de dahil olmak üzere sodyum düzeylerini azaltabilirler.

  1. Daha fazla su tüketin

Dikkat çekici olsa da, içme suyu aslında su tutulumunu azaltabilir. Dehidrasyon (vücudun susuz kalması) durumunda, vücut suyun eksikliğini telafi etmek için daha fazla su tutabilir.

Su, aynı zamanda böbrek fonksiyonunu geliştirir, fazla su ve sodyumun vücuttan atılmasına izin verir. Erişkinler günde yaklaşık 2 litre su içmelidir. Şekerli içeceklerin saf suyla değiştirilmesi, vücudun günlük su ihtiyacını karşılamak için mükemmel bir yoldur.

  • MAKALE VE TEZ ISTATISTIKLERI ARTIK COK KOLAY!!! TIKLAYINIZ
  1. Karbonhidrat tüketimini azaltın

Karbonhidratlar da vücutta ekstra su depolamasına neden olur. Karbonhidrat yediğimizde, hemen kullanmadığımız enerji glikojen molekülleri olarak saklanır. Her gram (g) glikojen, 3 g su bağlar.

Karbonhidrat tüketimini azaltmak glikojen depolarını kullanmanın hızlı bir yoludur, bu da su tutulumunun azalacağı anlamına gelir.

Tıp Enstitüsü Gıda ve Beslenme Kurulu’na (Institute of Medicine’s Food and Nutrition Board) göre, yetişkinlerin her gün çalışabilmesi için en az 130 g karbonhidrat tüketmesi gerekir, ancak ortalama bir Türk diyeti buna karşılar.

Ortak karbonhidratlar arasında ekmek, pirinç ve makarna bulunur. Bazı karbonhidratlı gıdaların yağsız et, yumurta ve soya ürünleri gibi yüksek proteinli gıdalarla değiştirilmesi su tutulumunu arttırabilir.

  1. Takviyeler

Vitamin B-6 ve magnezyum oksit, sıvı tutulumu için etkili doğal ilaçlar olabilir.

Bu takviyeler, vücudun sistemden ekstra su ve sodyum boşaltmasına yardımcı olmak için böbreklerle birlikte çalışır. Araştırmalar, bu iki takviyenin, su tutma dahil, adet öncesi sendrom (PMS) semptomlarının hafifletilmesinde çok etkili olduğunu gösteriyor. Ayrıca karında şişkinlik, bacaklarda şişme ve meme hassasiyetini düşürebilirler.Yan etkileri olabilir veya diğer ilaçlarla etkileşime girebileceğinden, takviyeleri almadan önce bir doktora danışılması önerilmektedir.

  1. Egzersiz yapın

Egzersiz, vücudun ekstra su terlemesi yapmasını sağlar. Bu su ağırlığının egzersizden hemen sonra düşmesine neden olur.

Egzersiz ayrıca kan akışını uyarır ve vücutta, özellikle bacaklarda ve ayaklarda sıvı birikimini azaltabilen dolaşımı geliştirir. Egzersiz, glikojen depolarını yakarak suyun ağırlığını daha da düşürür. Bununla birlikte dehidrasyonu önlemek için herhangi bir fiziksel aktiviteden sonra su tüketimi hayati önem taşımaktadır.

  1. Su hapları

Su hapları (diüretik ilaçlar), bir doktor tarafından öngörülen şekilde hafif sıvı tutulumu özelliğini tedavi edebilir. Bu haplar diüretik olarak işe yarıyor, yani bir insanın daha sık idrara çıkmasına neden oluyorlar. Sık idrara çıkma, vücudun fazla su ve sodyumdan kurtulmasını sağlar. Uzun süreli kullanım için su ilaçları önerilmemektedir. Dehidrasyon veya mineral açıklarını önlemek için mutlaka bir doktorun talimatı uyarınca kullanılmalıdır.

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/320603.php

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Anahtar kelimeler: tez hazırlama merkezi, tez danışmanlığı, tez merkezi, güvenilir tez merkezi, güvenilir tez hazırlama, tez düzeltme, tez istatistiği, akademik tez danışmanlığı, akademik danışmanlık, spss analizi, spss veri analizi, spss kursu, spss kursu ankara, spss yardım, spss yorumlama, istatistik merkezi,  medikal istatistik, tıbbi istatistik, tıpta uzmanlık tezi hazırlama, makale danışmanlığı…

Dedeler ve nineler, torunlarınızda kanser riskini artırıyor musunuz?

Yeni bir araştırmaya göre, dedeler yaşam tarzlarının torunlarında uzun vadede sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmalıdır. Araştırmacılar, yarı zamanlı bakıcı şeklinde torunlarına bakan dedelerin kötü alışkanlıklarının hayatın ilerleyen dönemlerinde çocuklarda kanser riskinin artmasına neden olabileceğini ileri sürüyorlar.

Büyükanne ve büyükbabalar, kötü alışkanlıklarınızı kontrol altında tutun zira torunlarınızın uzun vadede sağlıklarına zarar verebilirsiniz. Çünkü, Birleşik Krallık’taki Glasgow Üniversitesi’ndeki MRC / CSO Sosyal ve Kamu Sağlığı Bilimleri Birimi tarafından yapılan yeni araştırmada bu sonuçlar elde edilmiştir.

Genellikle araştırmalar, ebeveynler gibi birincil bakıcıların zamanla çocuk sağlığının gelişimi üzerindeki etkileri üzerine odaklanmaktadır. Bu doğrudur çünkü; çocuklar her gün yaşadıkları insanları izlemekte ve ebeveynlerin davranışları, çocukların yiyecek, tutum ve benzeri zararlı alışkanlıklara olan tutumlarını etkileyebilmektedir.

Diyet, sigara içme, alkol tüketme ve fiziksel inaktivite, obezite ve şeker hastalığı gibi metabolik hastalıklardan kansere kadar, yaşamın ilerleyen dönemlerinde çeşitli hastalıklar için risk faktörü olabilir.

Dr. Stephanie Chambers ve arkadaşları araştırmalarında, dedeleri tarafından yarı zamanlı bakıcı şeklinde bakılan torunlarda uzun vadeli sağlık risklerini değerlendirdiler. Araştırmacılar özellikle de dedelerin torunlarında kanser gelişimi riskini nasıl etkilediğini incelemeyi hedeflediler.

  • SPSS analizleri artık çok kolay!!!

Araştırmacılar 18 ülkeden toplam 56 farklı çalışmayı gözden geçirdiler. Bu çalışmaların hepsi de dede davranışlarının uzun vadede torunları üzerindeki sağlık risklerinin etkisini inceleyen araştırmalardan oluşmaktaydı.

Chambers ve ekibi dede davranışlarının (sigara içme, sağlıksız beslenme ve egzersiz yapmama gibi) uzun vadede torunları üzerindeki kanser riskinin artmasına nasıl katkıda bulunabileceğine odaklandılar.

Büyükbabalar, torunlarını şımartıp onlara tatlılar ikram ederken, şekerli gıdalar, içecekler sunarken ya da zararlı davranışları sergilerken, anne ve babasının kurallarından bir an olsun kurtulan torunlarda bu davranışlar olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir.

Araştırmacıların tespit ettiği bir başka zararlı büyükbaba alışkanlığı ise, torunlarının etrafında sigara içmekti, böylece torunların sigara dumanı soluyarak pasif içiciliğine sebep olmakta ve rol model olarak da muhtemelen ileride torunların sigaraya başlamasına ve arzulamasına zemin oluşturmalarıydı.

Dr Chambers, dedelerinin torunlarına herhangi bir şekilde zarar vermeyi düşünmediğini belirtti.

  • MAKALE VE TEZ ISTATISTIKLERI ARTIK COK KOLAY!!! TIKLAYINIZ

Araştırmacılar, “Bu araştırmanın sonuçları, sigaraya maruz bırakma ve düzenli olarak çocuklara gıda ikramlarında bulunma gibi davranışların çocuklarda ileriki hayatlarındaki kanser riskini artırdığını açıkça ortaya koyuyor” diye vurgulamakta ve “dedelerin bu riskleri istemeden yaptığını” bildirmektedir.

Araştırma ekibinin ortaya koyduğu bir diğer husus da, anne ve babaların, dedelerin çocukların etrafındaki istenmeyen davranışlarının farkında olmaları ve şiddetle onlara karşı çıkmaları gerçeğiydi.

Bununla birlikte, ebeveynler bazen bu konularda açık bir şekilde konuşma yapmanın zor olduğunu ve büyükanne ve babaların evdeki tütün dumanına maruz bırakma konusundaki tavırlarını değiştirmelerini veya teşvik etmesini zor bulmaktadır.

Araştırmacılar ayrıca “büyükanne ve babalarıyla vakit geçirmenin çocuklar açısından duygusal yararları da bulunduğunu” ve bunun da olumlu sağlık etkisinin olabileceğini hatırlatmaktadır.

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Çok fazla günlük tuz tüketimi kalp yetmezliği riskinizi 2 katına çıkarabilir

Sodyum, vücudun bir dizi biyolojik fonksiyon gerçekleştirmesine yardımcı olur, bu nedenle diyetimizdeki küçük bir tuz sağlıklı olabilir. Ancak fazla miktarda tuzun kardiyovasküler sistemimiz için kötü olduğu bilinmektedir. Aslında, yeni bir araştırma, kalp yetmezliği riskimizi ikiye katlayabileceğini düşündürmektedir.

İspanya, Barselona’daki Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) Kongresi’nde sunulan yeni bir araştırmada, yüksek tuz alımı ile kalp yetmezliği riski arasındaki ilişkiyi incelenmiştir.

Çoğunlukla yediğimiz tuzdan türetilen sodyum, sinirsel fonksiyonlar, kas esnekliği ve sıvı dengesi gibi bir dizi vücut fonksiyonunun anahtarıdır.

Ancak Prof. Jousilahti’nin dediği gibi, “Yüksek tuz (sodyum klorür) alımı, yüksek tansiyonun ana nedenlerinden biri ve koroner kalp rahatsızlığı (KKH) ve inme için bağımsız bir risk faktörüdür.”

  • SPSS analizleri artık çok kolay!!!

Aslında, yüksek miktarda sodyum alımıyla ilişkili yüksek tansiyon ve kardiyovasküler hastalık riski nedeniyle, Amerikan Kalp Derneği (AHA) günlük diyetteki sodyum tüketimini 1,5 miligram (mg) azaltmayı önermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), genel olarak kronik hastalik riskini azaltmak için “ortalama nüfus sodyum tüketimi / tuz” oranını yüzde 30 azaltmayı önermektedir.

Prof. Jousilahti, “Koroner Arter hastalığı ve felce ek olarak, kalp yetmezliğinin Avrupa ve dünyadaki en önemli kardiyovasküler hastalıklardan biri olduğunu” vurgulamakta ve : “Yüksek tuz alımının kalp yetmezliği gelişimindeki rolü bilinmiyor.” eklemektedir. Yazarlar bu durumu, kişilerin bireysel olarak ne kadar tuz tükettiklerinin izlenmesinin zorluğundan kaynaklandığını belirtiyorlar.

Tuz alımını ve kalp yetmezliği riskini incelemek

Çalışmada tuz alımını değerlendirmek için en doğru teknik olarak kabul edilen “idrarda 24 saatlik atılımı” yöntem kullanıldı.

Araştırmacılar, Kuzey Karelia Tuz Çalışması ve Ulusal FINRISK Araştırması’nın verilerini kullandılar. 25-64 yaşları arasında 4.630 erkek ve kadın rastgele araştırmaya dahil edildi.

Başlangıçta, bilim adamları, katılımcıların kendi sağlık alışkanlıkları hakkında sorular içeren bir anket kullanarak veri topladı. Ekip ayrıca katılımcıların vücut kitle indeksi (BKİ), boy ve kan basıncını ölçtü. Ayrıca, kan testleri ve 24 saatlik idrar örnekleri alındı.

Tuz alımı değerlendirmek için, araştırmacılar, 24 saatlik idrar örneğinde olduğu gibi, atılmış sodyumdan 17.1 milimole (mmol) eşdeğer olarak, 1 gram sindirim sodyumunu hesapladılar.

Katılımcılar yaklaşık 12 yıl boyunca klinik olarak takip edildi ve araştırmacılar Ulusal Sağlık Kayıtlarına eriştiler.

Prof. Jousilahti ve ekibi, Ölüm Nedenleri Kayıtları, Hastane Taburcu Kayıtları ve ilaç masrafları kayıtlarından yeni kalp yetmezliği tanılarını ve kalp yetersizliği ile ilişkili ölüm sıklıkları hakkında bilgi topladı.

Yüksek tuz alımı kalp yetmezliği riskini ikiye katlar

Çalışmanın genel takip süresi boyunca 121 erkek ve kadında yeni kalp yetmezliği gelişti. Araştırmacılar, potansiyel karıştırıcı faktörleri düzelttikten sonra “yüksek tuz alımının [kalp yetmezliği] riskini belirgin bir şekilde artırdığı” sonucuna ulaşmışlardır.

Baş yazar:
“Her gün 13,7 gramdan fazla tuz tüketen insanlarda kalp yetmezliği gelişme riski günde 6,8 gram tüketenlere göre 2 kat daha yüksektir. Bu tuza bağlı kalp yetmezliği riskinde artış, kan basıncından bağımsızdır.”

“Dünya Sağlık Örgütü günde en fazla 5 gram tuz tüketimini önermekte ve fizyolojik olarak ise günde 2-3 gram tuzun yeterli olduğunu” rapor etmektedir.

Bir çay kaşığı tuz kabaca 5,8 gram tuz içermektedir.

Jousilahti “Kalp tuzdan hoşlanmaz” diyor. Bununla birlikte, ekibin bulgularını doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu da belirtmiştir.

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Aspirin gastrointestinal kanser riskini düşürüyor!!!

Büyük ölçekli bir araştırmada, uzun süreli aspirin kullanımının sindirim kanseri geliştirme olasılığını neredeyse yarı yarıya azalttığı gösterilmiştir.

Gastrointestinal kanserler arasında kolorektal kanser, mide kanseri, karaciğer kanseri, pankreas kanseri, özofagus kanseri ve ince bağırsak kanseri bulunmaktadır.

Bunlardan kolorektal kanserin Batı dünyasında en yaygın olduğu düşünülmektedir; Amerika Birleşik Devletleri’nde bu kanser tipi, kansere bağlı ölümlerin ikinci önemli nedenidir.

Kanserden korunmak için, sağlıklı bir yaşam tarzı ve (risk altındaysanız eğer) düzenli sağlık taramaları yapmak da dahil olmak üzere bir takım şeyler vardır. Bunlara ek olarak, son yıllarda yapılan birçok araştırmada, başka bir önleme stratejisine işaret edilmektedir: aspirin kullanımı.

2009’da uluslararası bir konsensus bildirisinde “Bilimsel kanıtlar, aspirin ve diğer non-steroid anti-inflamatuar ilaçların kolestekal kanser ve muhtemelen diğer kanser türleri üzerinde önleyic ibir etkisi olduğunu açıkça göstermektedir” denilmektedir.

Ayrıca, ABD Preventive Services Task Force’un en güncel öneri bildirisinde, “50-59 yaşlarındaki yetişkinlerde kolorektal kanserden birincil korunma için düşük doz aspirin kullanımını başlatmayı önermektedir.” ( en az 10 yıl günlük düşük doz aspirin kullanımı).

Bu bağlamda, Hong Kong Çin Üniversitesi’nden Prof. Kelvin Tsoi ve ekibi aspirinin gastrointestinal kanserler üzerindeki koruyucu etkilerini daha ayrıntılı olarak incelemek için bir araştırma planladılar.

  • SPSS analizleri artık çok kolay!!!

Çalışma 10 yıla yayılmış ve 600.000’den fazla katılımcıyı içeriyordu.

Prof. Tsoi ve meslektaşları, 206.295’i aspirin kullanıcısı olan 618.884 katılımcıyı inceledi. Aspirin kullanan hastaların ortalama yaşı 67,5, kullanmayanların ortalama yaşı 67,6 idi.

Aspirin kullananlar, ortalama 7,7 yıldır aspirini kullanmakta ve kullananlar günlük yaklaşık 80 mg civarında aspirin tüketmekteydiler.

Araştırmada aspirin kullanan grupta sindirim kanseri riskinin %47 düzeyine kadar azaldığı saptanmıştır. Araştırmacılar “Aspirin’in uzun süreli kullanımı, sık görülen mide kanserlerinde yüzde 47 ila yüzde 24 oranında azalma saptandığını” rapor etmiştir.

Daha spesifik olarak, aspirin kullanıcılarının karaciğer ve yemek borusu kanseri olma ihtimalleri yüzde 47 daha düşük, mide kanseri olasılığı yüzde 38, pankreas kanseri olasılığı ise yüzde 34 daha düşük tespit edilmiştir.

Ayrıca, aspirin kullanıcılarında kolorektal (barsak) kanser riskinin de yüzde 24 azaldığı bildirilmiştir.

Gastrointestinal olmayan kanserlere gelince, aspirinin, lösemi, akciğer kanseri ve prostat kanseri riskini önemli ölçüde azaltmış gibi görünse de, diğer kanserler (meme kanseri, mesane kanseri, böbrek kanseri ve multipl miyelom gibi) üzerinde önemli bir etkisi bulunmamıştır.

Bu nedenle, araştırmacılar, “aspirinin uzun süreli kullanılmasının başlıca gastrointestinal kanserler türlerini azaltabileceği, ancak yararların meme ve böbrek gibi diğer gastrointestinal olmayan kanserlerle sınırlı olduğu” sonucuna varmıştır.

“Bulgular, uzun süredir aspirin kullanımının birçok büyük kanser geliştirme riskini azaltabileceğini göstermektedir. Dikkat edilmesi gereken, kanser görülme sıklığındaki (insidans) azalmaların sindirim sistemi içindeki kanserler için önemli olduğudur özellikle karaciğer ve yemek borusu kanserleri için. “
Prof. Kelvin Tsoi

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Green Kart Başvuruları Başladı, 7 Kasım son!!!

DV-2019 Green Card Başvuru Şartları ve Başvuru Tarihleri açıklandı.

Amerikan Hükümeti Resmi Göçmenlik Bürosu tarafından yapılan resmi açıklamaya göre; Green Card Başvuruları 3 Ekim 2017 Salı günü başlayacak ve 7 Kasım 2017 Pazartesi gecesi sona erecek. DV2019 Green Card Başvurusu yapmak için en geç 7 Kasım 2017 tarihine kadar başvuru yapabilirsiniz.

Başvurularınızı Son haftaya bırakmamaya özen gösterin.

Sistemde yaşanan yoğunluk dolayısıyla işleminiz gerçekleşmeyebilir. Bu sene açıklanan kurallara göre Donald Trump Başkan olduktan sonra herhangi bir kural değişikliği olmamıştır.

Başvuru işlemleri çok kolay yapılmakta olup, direkt internetten ücretsiz başvuru yapabilirsiniz. Gerekli olan sadece bekarsanız kendinizin, evli iseniz aile fertlerinizin biyometrik dijital resimleridir. Aşağıdaki linkte Türkçe tanıtım kılavuzunu ve başvuru linkini bulabilirsiniz.

Kayıt sonrası size verilen şifreyi kaybetmeyiniz ve başvuru sonuçlarının açıklanacağı Mayıs/2018 tarihine kadar saklayınız.

Başvuru Kılavuzu

https://travel.state.gov/content/dam/visas/Diversity-Visa/DV-Instructions-Translations/DV-2019-Instructions-Translations/DV-2019-TURKISH.pdf

Başvuru Linki

https://www.dvlottery.state.gov/

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

TÜBİTAK YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA BURS BAŞVURULARI BAŞLADI

TÜBİTAK Yüksek Lisans ve Doktora Burs Programları kapsamında 2017 yılı 2. dönem başvuruları 16 Ekim (08:30) – 3 Kasım (17:30) 2017 tarihleri arasında alınacaktır.

Lisansüstü bursları kapsamında yürütülmekte olan alt programların 2017 yılı ilanlarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Lütfen ilanları dikkatli bir şekilde inceleyiniz ve size en uygun olan programa başvuru yapınız. Aynı başvuru dönemi içinde yalnızca bir alt programa başvuru yapılabilir.

Yüksek Lisans Burs Programları

Doktora Burs Programları

e-Başvuru:
Adaylar, http://e-bideb.tubitak.gov.tr adresinden Başvuru Dönemi içinde erişebilecekleri sayfada son başvuru tarihinde mesai saati bitimi olan 17:30’a kadar (Saat 17:30’da sistem otomatik olarak kapanır.) istenen bilgileri eksiksiz olarak girip onayladıktan sonra başvuru formunun PDF çıktısını alarak imzalamak ve istenildiğinde BİDEB’e ulaştırmak üzere saklamakla yükümlüdürler. Başvuru sırasında yanıltıcı veya gerçeğe aykırı bilgi verenler, hukuken sorumlu olacaklardır.

ÖSYM Sıralaması ile İlgili ÖNEMLİ NOT:
Değerlendirme aşamasında ÖSYM başvuru sahibinin mezun olduğu lisans programına yerleştiği puan türündeki ÖSYM sıralaması kullanılır. ÖSYM sıralaması ile ilgili bölümler, Üniversite Sınavı Sonuç ve Yerleştirme Belgelerindeki bilgiler esas alınarak ve aşağıdaki kurallara uygun olarak doldurulmalıdır. Aksi takdirde başvurular geçersiz sayılacaktır.

Sınav sonuç ve yerleştirme belgelerinin ÖSYM sisteminden alınamadığı yıllarda sınava girip bir lisans programına yerleşen adayların ÖSYM’den bu belgeleri talep etmeleri gerekmektedir. Belgelerde hangi programa yerleşildiği, ilgili programa hangi puan türüyle yerleşildiği ve o puan türündeki sıralama bilgileri olmalıdır.

Kaynak : http://www.tubitak.gov.tr

spssasistan@gmail.com

İletişime geçmek için lütfen tıklayınız.

Tel: 0533 813 8786

Daha fazla meyve ve sebze yemek, sadece 2 haftada psikolojik iyilik halini yükseltir!

Meyve ve sebzeler sağlıklı bir diyetin önemli bir parçasıdır ancak yararları yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı değildir. Yeni araştırmalar, artan meyve ve sebze tüketiminin psikolojik iyilik halini 2 hafta gibi kısa bir sürede iyileştirebileceğini ortaya koymaktadır.

Yeni Zelanda Otago Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tamlin Conner ve meslektaşları, 14 gün boyunca her gün ekstra meyve ve sebzeler verilen genç yetişkinlerin daha fazla meyve ve sebze tükettiğini ve motivasyon ve zindeliklerinin arttığını keşfetti.

PLOS One dergisinde yayımlanan araştırmaya göre;

ABD Tarım Bakanlığı’na göre, yetişkinler günde iki fincan meyve ve yaklaşık iki ila üç fincan sebze tüketmelidirler.

Bir fincan meyve yarım greyfurt veya portakal ile, bir fincan sebze ise büyük bir kırmızı biber veya büyük pişmiş tatlı bir patatesle orantılıdır.

Sağlıklı bir diyetin bir parçası olan meyve ve sebzeler; obezite, Tip 2 diyabet, kalp rahatsızlığı, inme ve bazı kanser türleri riskini azaltabilmektedir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, meyve ve sebze tüketiminin zihinsel sağlığı da iyileştirebileceğini ileri sürmektedir. Dr Conner ve ekibi çalışmalarında bu ilişkiyi ortaya çıkarmak üzere yola çıktılar. Araştırmacılar, 18-25 yaş grubundaki 171 öğrenciyi çalışmaya dahil ederek 3 grupa ayırdı 2 hafta boyunca takip ettiler.

Bir grup normal yeme alışkanlıklarına devam etmiş, bir gruba kişisel olarak her gün iki ek porsiyon taze meyve ve sebze (havuç, kivi meyve, elma ve portakal dahil), kalan gruba ise daha fazla meyve ve sebze tüketimini sağlamak için ön ödemeli üretim kuponları verilmiş ve metin hatırlatıcılar gönderilmiştir.

Çalışmanın başında ve sonunda katılımcılar; ruh hali, zindelik, motivasyon, depresyon ve kaygı belirtileri ve mental sağlık ve iyilik halinin diğer belirleyicilerini değerlendiren psikolojik değerlendirmelere tabi tutuldu.

Araştırmacılar şahsen ekstra meyve ve sebzeler alan katılımcıların bu ürünlerin çoğunu günde 3,7 porsiyonla 2 hafta boyunca tükettiklerini ve bu grubun psikolojik refah düzeyinde iyileşme sağlandığını keşfetti. Özellikle, bu katılımcılar zindelik, motivasyon ve pozitiflikte gelişme göstermiştir.

Diğer iki grubun 2 haftalık dönemde psikolojik iyilik hallerinde iyileşme saptanmamıştır.

Ayrıca, gruplarda depresyon ve kaygı semptomlarında iyileşme görülmedi. Yazarlara göre, “Depresyon ile beslenme şekilleri arasında bağlantı bulunan araştırmaların büyük bir çoğunluğu gözleme dayalı uzun araştırmalardır (kohort gibi); bu da hastalıkların olası farklılıklarının 2 haftalık kısa sürelerden ziyade çok daha uzun bir sürede ortaya çıkabileceği anlamına gelmektedir.”

Yine de araştırmacılar bulgularının, kişisel dağıtım yoluyla meyve ve sebze alımının arttırılmasının psikolojik iyilik hali için hızlı fayda sağladığını gösterdiğini söylemektedir.

Ekip şu sonuca varıyor:

“2 haftalık bir süre boyunca genç erişkinlere yüksek kaliteli meyve ve sebze sağlamak, hatırlatıcı ve kupon vermeye göre psikolojik iyilik hallerinde daha çok ilerleme sağlamıştır.”

Bu çalışma, genç yetişkinlere kaliteli meyve sebze sağlanmasıyla zindeliğin, gelişmenin ve motivasyonun kısa sürede iyileştirilmesine neden olabileceğini gösteren ilk çalışmadır. Bulgular, meyve-sebze ve iyilik hali arasındaki neden sonuç ilişkinin ilk geçerliliğini sağlamakta ve gelecekte büyük ölçekli müdahale çalışmalarının yapılması gerektiğini göstermektedir. ”

Kaynak: http://www.medicalnewstoday.com/articles/315781.php

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Thomson Reuters SCI ve SCI-E indeksleri güncel listesi

 

Bilim dünyasında ismini duyurmak isteyen her akademisyenin yolu eninde sonunda SCI ve SCI-E indekslerine çıkmaktadır. Türkiye’de birçok üniversite öncelikli olarak bu indekslerdeki dergilerde çalışması yayımlanmış araştırmacılara kadro vermektedir. Bu nedenle titizlikle ve uzun uğraşlar sonucunda çalışmasını tamamlamış akademisyenler için bu dergilerin tespiti son derece önemlidir. Bilimsel dergiler zaman zaman bu indekslere girip çıkabilmektedir ve örneğin geçen yıl SCI-E’de olan bir dergi bu sene bir alt kategori olan ESCI’ya düşebilmektedir. Spssasistan.com olarak sizlere Temmuz 2017 itibariyle güncellenen Thomson Reuters SCI ve SCI-E dergi listesini paylaşmak istedik. Merak ettiğiniz dergilere direkt buradan bakarak son durumu hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Saygılarımızla.

SCI-E indeksi için link:

http://ip-science.thomsonreuters.com/mjl/publist_sciex.pdf

SCI indeksi için link:

http://ip-science.thomsonreuters.com/mjl/publist_sciex.pdf

spssasistan@gmail.com

İletişime geçmek için lütfen tıklayınız.

Tel: 0533 813 8786