Dedeler ve nineler, torunlarınızda kanser riskini artırıyor musunuz?

Yeni bir araştırmaya göre, dedeler yaşam tarzlarının torunlarında uzun vadede sağlık üzerindeki etkilerinin farkında olmalıdır. Araştırmacılar, yarı zamanlı bakıcı şeklinde torunlarına bakan dedelerin kötü alışkanlıklarının hayatın ilerleyen dönemlerinde çocuklarda kanser riskinin artmasına neden olabileceğini ileri sürüyorlar.

Büyükanne ve büyükbabalar, kötü alışkanlıklarınızı kontrol altında tutun zira torunlarınızın uzun vadede sağlıklarına zarar verebilirsiniz. Çünkü, Birleşik Krallık’taki Glasgow Üniversitesi’ndeki MRC / CSO Sosyal ve Kamu Sağlığı Bilimleri Birimi tarafından yapılan yeni araştırmada bu sonuçlar elde edilmiştir.

Genellikle araştırmalar, ebeveynler gibi birincil bakıcıların zamanla çocuk sağlığının gelişimi üzerindeki etkileri üzerine odaklanmaktadır. Bu doğrudur çünkü; çocuklar her gün yaşadıkları insanları izlemekte ve ebeveynlerin davranışları, çocukların yiyecek, tutum ve benzeri zararlı alışkanlıklara olan tutumlarını etkileyebilmektedir.

Diyet, sigara içme, alkol tüketme ve fiziksel inaktivite, obezite ve şeker hastalığı gibi metabolik hastalıklardan kansere kadar, yaşamın ilerleyen dönemlerinde çeşitli hastalıklar için risk faktörü olabilir.

Dr. Stephanie Chambers ve arkadaşları araştırmalarında, dedeleri tarafından yarı zamanlı bakıcı şeklinde bakılan torunlarda uzun vadeli sağlık risklerini değerlendirdiler. Araştırmacılar özellikle de dedelerin torunlarında kanser gelişimi riskini nasıl etkilediğini incelemeyi hedeflediler.

  • SPSS analizleri artık çok kolay!!!

Araştırmacılar 18 ülkeden toplam 56 farklı çalışmayı gözden geçirdiler. Bu çalışmaların hepsi de dede davranışlarının uzun vadede torunları üzerindeki sağlık risklerinin etkisini inceleyen araştırmalardan oluşmaktaydı.

Chambers ve ekibi dede davranışlarının (sigara içme, sağlıksız beslenme ve egzersiz yapmama gibi) uzun vadede torunları üzerindeki kanser riskinin artmasına nasıl katkıda bulunabileceğine odaklandılar.

Büyükbabalar, torunlarını şımartıp onlara tatlılar ikram ederken, şekerli gıdalar, içecekler sunarken ya da zararlı davranışları sergilerken, anne ve babasının kurallarından bir an olsun kurtulan torunlarda bu davranışlar olumsuz sağlık sonuçlarına yol açabilmektedir.

Araştırmacıların tespit ettiği bir başka zararlı büyükbaba alışkanlığı ise, torunlarının etrafında sigara içmekti, böylece torunların sigara dumanı soluyarak pasif içiciliğine sebep olmakta ve rol model olarak da muhtemelen ileride torunların sigaraya başlamasına ve arzulamasına zemin oluşturmalarıydı.

Dr Chambers, dedelerinin torunlarına herhangi bir şekilde zarar vermeyi düşünmediğini belirtti.

  • MAKALE VE TEZ ISTATISTIKLERI ARTIK COK KOLAY!!! TIKLAYINIZ

Araştırmacılar, “Bu araştırmanın sonuçları, sigaraya maruz bırakma ve düzenli olarak çocuklara gıda ikramlarında bulunma gibi davranışların çocuklarda ileriki hayatlarındaki kanser riskini artırdığını açıkça ortaya koyuyor” diye vurgulamakta ve “dedelerin bu riskleri istemeden yaptığını” bildirmektedir.

Araştırma ekibinin ortaya koyduğu bir diğer husus da, anne ve babaların, dedelerin çocukların etrafındaki istenmeyen davranışlarının farkında olmaları ve şiddetle onlara karşı çıkmaları gerçeğiydi.

Bununla birlikte, ebeveynler bazen bu konularda açık bir şekilde konuşma yapmanın zor olduğunu ve büyükanne ve babaların evdeki tütün dumanına maruz bırakma konusundaki tavırlarını değiştirmelerini veya teşvik etmesini zor bulmaktadır.

Araştırmacılar ayrıca “büyükanne ve babalarıyla vakit geçirmenin çocuklar açısından duygusal yararları da bulunduğunu” ve bunun da olumlu sağlık etkisinin olabileceğini hatırlatmaktadır.

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Çok fazla günlük tuz tüketimi kalp yetmezliği riskinizi 2 katına çıkarabilir

Sodyum, vücudun bir dizi biyolojik fonksiyon gerçekleştirmesine yardımcı olur, bu nedenle diyetimizdeki küçük bir tuz sağlıklı olabilir. Ancak fazla miktarda tuzun kardiyovasküler sistemimiz için kötü olduğu bilinmektedir. Aslında, yeni bir araştırma, kalp yetmezliği riskimizi ikiye katlayabileceğini düşündürmektedir.

İspanya, Barselona’daki Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) Kongresi’nde sunulan yeni bir araştırmada, yüksek tuz alımı ile kalp yetmezliği riski arasındaki ilişkiyi incelenmiştir.

Çoğunlukla yediğimiz tuzdan türetilen sodyum, sinirsel fonksiyonlar, kas esnekliği ve sıvı dengesi gibi bir dizi vücut fonksiyonunun anahtarıdır.

Ancak Prof. Jousilahti’nin dediği gibi, “Yüksek tuz (sodyum klorür) alımı, yüksek tansiyonun ana nedenlerinden biri ve koroner kalp rahatsızlığı (KKH) ve inme için bağımsız bir risk faktörüdür.”

  • SPSS analizleri artık çok kolay!!!

Aslında, yüksek miktarda sodyum alımıyla ilişkili yüksek tansiyon ve kardiyovasküler hastalık riski nedeniyle, Amerikan Kalp Derneği (AHA) günlük diyetteki sodyum tüketimini 1,5 miligram (mg) azaltmayı önermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), genel olarak kronik hastalik riskini azaltmak için “ortalama nüfus sodyum tüketimi / tuz” oranını yüzde 30 azaltmayı önermektedir.

Prof. Jousilahti, “Koroner Arter hastalığı ve felce ek olarak, kalp yetmezliğinin Avrupa ve dünyadaki en önemli kardiyovasküler hastalıklardan biri olduğunu” vurgulamakta ve : “Yüksek tuz alımının kalp yetmezliği gelişimindeki rolü bilinmiyor.” eklemektedir. Yazarlar bu durumu, kişilerin bireysel olarak ne kadar tuz tükettiklerinin izlenmesinin zorluğundan kaynaklandığını belirtiyorlar.

Tuz alımını ve kalp yetmezliği riskini incelemek

Çalışmada tuz alımını değerlendirmek için en doğru teknik olarak kabul edilen “idrarda 24 saatlik atılımı” yöntem kullanıldı.

Araştırmacılar, Kuzey Karelia Tuz Çalışması ve Ulusal FINRISK Araştırması’nın verilerini kullandılar. 25-64 yaşları arasında 4.630 erkek ve kadın rastgele araştırmaya dahil edildi.

Başlangıçta, bilim adamları, katılımcıların kendi sağlık alışkanlıkları hakkında sorular içeren bir anket kullanarak veri topladı. Ekip ayrıca katılımcıların vücut kitle indeksi (BKİ), boy ve kan basıncını ölçtü. Ayrıca, kan testleri ve 24 saatlik idrar örnekleri alındı.

Tuz alımı değerlendirmek için, araştırmacılar, 24 saatlik idrar örneğinde olduğu gibi, atılmış sodyumdan 17.1 milimole (mmol) eşdeğer olarak, 1 gram sindirim sodyumunu hesapladılar.

Katılımcılar yaklaşık 12 yıl boyunca klinik olarak takip edildi ve araştırmacılar Ulusal Sağlık Kayıtlarına eriştiler.

Prof. Jousilahti ve ekibi, Ölüm Nedenleri Kayıtları, Hastane Taburcu Kayıtları ve ilaç masrafları kayıtlarından yeni kalp yetmezliği tanılarını ve kalp yetersizliği ile ilişkili ölüm sıklıkları hakkında bilgi topladı.

Yüksek tuz alımı kalp yetmezliği riskini ikiye katlar

Çalışmanın genel takip süresi boyunca 121 erkek ve kadında yeni kalp yetmezliği gelişti. Araştırmacılar, potansiyel karıştırıcı faktörleri düzelttikten sonra “yüksek tuz alımının [kalp yetmezliği] riskini belirgin bir şekilde artırdığı” sonucuna ulaşmışlardır.

Baş yazar:
“Her gün 13,7 gramdan fazla tuz tüketen insanlarda kalp yetmezliği gelişme riski günde 6,8 gram tüketenlere göre 2 kat daha yüksektir. Bu tuza bağlı kalp yetmezliği riskinde artış, kan basıncından bağımsızdır.”

“Dünya Sağlık Örgütü günde en fazla 5 gram tuz tüketimini önermekte ve fizyolojik olarak ise günde 2-3 gram tuzun yeterli olduğunu” rapor etmektedir.

Bir çay kaşığı tuz kabaca 5,8 gram tuz içermektedir.

Jousilahti “Kalp tuzdan hoşlanmaz” diyor. Bununla birlikte, ekibin bulgularını doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu da belirtmiştir.

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Aspirin gastrointestinal kanser riskini düşürüyor!!!

Büyük ölçekli bir araştırmada, uzun süreli aspirin kullanımının sindirim kanseri geliştirme olasılığını neredeyse yarı yarıya azalttığı gösterilmiştir.

Gastrointestinal kanserler arasında kolorektal kanser, mide kanseri, karaciğer kanseri, pankreas kanseri, özofagus kanseri ve ince bağırsak kanseri bulunmaktadır.

Bunlardan kolorektal kanserin Batı dünyasında en yaygın olduğu düşünülmektedir; Amerika Birleşik Devletleri’nde bu kanser tipi, kansere bağlı ölümlerin ikinci önemli nedenidir.

Kanserden korunmak için, sağlıklı bir yaşam tarzı ve (risk altındaysanız eğer) düzenli sağlık taramaları yapmak da dahil olmak üzere bir takım şeyler vardır. Bunlara ek olarak, son yıllarda yapılan birçok araştırmada, başka bir önleme stratejisine işaret edilmektedir: aspirin kullanımı.

2009’da uluslararası bir konsensus bildirisinde “Bilimsel kanıtlar, aspirin ve diğer non-steroid anti-inflamatuar ilaçların kolestekal kanser ve muhtemelen diğer kanser türleri üzerinde önleyic ibir etkisi olduğunu açıkça göstermektedir” denilmektedir.

Ayrıca, ABD Preventive Services Task Force’un en güncel öneri bildirisinde, “50-59 yaşlarındaki yetişkinlerde kolorektal kanserden birincil korunma için düşük doz aspirin kullanımını başlatmayı önermektedir.” ( en az 10 yıl günlük düşük doz aspirin kullanımı).

Bu bağlamda, Hong Kong Çin Üniversitesi’nden Prof. Kelvin Tsoi ve ekibi aspirinin gastrointestinal kanserler üzerindeki koruyucu etkilerini daha ayrıntılı olarak incelemek için bir araştırma planladılar.

  • SPSS analizleri artık çok kolay!!!

Çalışma 10 yıla yayılmış ve 600.000’den fazla katılımcıyı içeriyordu.

Prof. Tsoi ve meslektaşları, 206.295’i aspirin kullanıcısı olan 618.884 katılımcıyı inceledi. Aspirin kullanan hastaların ortalama yaşı 67,5, kullanmayanların ortalama yaşı 67,6 idi.

Aspirin kullananlar, ortalama 7,7 yıldır aspirini kullanmakta ve kullananlar günlük yaklaşık 80 mg civarında aspirin tüketmekteydiler.

Araştırmada aspirin kullanan grupta sindirim kanseri riskinin %47 düzeyine kadar azaldığı saptanmıştır. Araştırmacılar “Aspirin’in uzun süreli kullanımı, sık görülen mide kanserlerinde yüzde 47 ila yüzde 24 oranında azalma saptandığını” rapor etmiştir.

Daha spesifik olarak, aspirin kullanıcılarının karaciğer ve yemek borusu kanseri olma ihtimalleri yüzde 47 daha düşük, mide kanseri olasılığı yüzde 38, pankreas kanseri olasılığı ise yüzde 34 daha düşük tespit edilmiştir.

Ayrıca, aspirin kullanıcılarında kolorektal (barsak) kanser riskinin de yüzde 24 azaldığı bildirilmiştir.

Gastrointestinal olmayan kanserlere gelince, aspirinin, lösemi, akciğer kanseri ve prostat kanseri riskini önemli ölçüde azaltmış gibi görünse de, diğer kanserler (meme kanseri, mesane kanseri, böbrek kanseri ve multipl miyelom gibi) üzerinde önemli bir etkisi bulunmamıştır.

Bu nedenle, araştırmacılar, “aspirinin uzun süreli kullanılmasının başlıca gastrointestinal kanserler türlerini azaltabileceği, ancak yararların meme ve böbrek gibi diğer gastrointestinal olmayan kanserlerle sınırlı olduğu” sonucuna varmıştır.

“Bulgular, uzun süredir aspirin kullanımının birçok büyük kanser geliştirme riskini azaltabileceğini göstermektedir. Dikkat edilmesi gereken, kanser görülme sıklığındaki (insidans) azalmaların sindirim sistemi içindeki kanserler için önemli olduğudur özellikle karaciğer ve yemek borusu kanserleri için. “
Prof. Kelvin Tsoi

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

Green Kart Başvuruları Başladı, 7 Kasım son!!!

DV-2019 Green Card Başvuru Şartları ve Başvuru Tarihleri açıklandı.

Amerikan Hükümeti Resmi Göçmenlik Bürosu tarafından yapılan resmi açıklamaya göre; Green Card Başvuruları 3 Ekim 2017 Salı günü başlayacak ve 7 Kasım 2017 Pazartesi gecesi sona erecek. DV2019 Green Card Başvurusu yapmak için en geç 7 Kasım 2017 tarihine kadar başvuru yapabilirsiniz.

Başvurularınızı Son haftaya bırakmamaya özen gösterin.

Sistemde yaşanan yoğunluk dolayısıyla işleminiz gerçekleşmeyebilir. Bu sene açıklanan kurallara göre Donald Trump Başkan olduktan sonra herhangi bir kural değişikliği olmamıştır.

Başvuru işlemleri çok kolay yapılmakta olup, direkt internetten ücretsiz başvuru yapabilirsiniz. Gerekli olan sadece bekarsanız kendinizin, evli iseniz aile fertlerinizin biyometrik dijital resimleridir. Aşağıdaki linkte Türkçe tanıtım kılavuzunu ve başvuru linkini bulabilirsiniz.

Kayıt sonrası size verilen şifreyi kaybetmeyiniz ve başvuru sonuçlarının açıklanacağı Mayıs/2018 tarihine kadar saklayınız.

Başvuru Kılavuzu

https://travel.state.gov/content/dam/visas/Diversity-Visa/DV-Instructions-Translations/DV-2019-Instructions-Translations/DV-2019-TURKISH.pdf

Başvuru Linki

https://www.dvlottery.state.gov/

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

TÜBİTAK YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA BURS BAŞVURULARI BAŞLADI

TÜBİTAK Yüksek Lisans ve Doktora Burs Programları kapsamında 2017 yılı 2. dönem başvuruları 16 Ekim (08:30) – 3 Kasım (17:30) 2017 tarihleri arasında alınacaktır.

Lisansüstü bursları kapsamında yürütülmekte olan alt programların 2017 yılı ilanlarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. Lütfen ilanları dikkatli bir şekilde inceleyiniz ve size en uygun olan programa başvuru yapınız. Aynı başvuru dönemi içinde yalnızca bir alt programa başvuru yapılabilir.

Yüksek Lisans Burs Programları

Doktora Burs Programları

e-Başvuru:
Adaylar, http://e-bideb.tubitak.gov.tr adresinden Başvuru Dönemi içinde erişebilecekleri sayfada son başvuru tarihinde mesai saati bitimi olan 17:30’a kadar (Saat 17:30’da sistem otomatik olarak kapanır.) istenen bilgileri eksiksiz olarak girip onayladıktan sonra başvuru formunun PDF çıktısını alarak imzalamak ve istenildiğinde BİDEB’e ulaştırmak üzere saklamakla yükümlüdürler. Başvuru sırasında yanıltıcı veya gerçeğe aykırı bilgi verenler, hukuken sorumlu olacaklardır.

ÖSYM Sıralaması ile İlgili ÖNEMLİ NOT:
Değerlendirme aşamasında ÖSYM başvuru sahibinin mezun olduğu lisans programına yerleştiği puan türündeki ÖSYM sıralaması kullanılır. ÖSYM sıralaması ile ilgili bölümler, Üniversite Sınavı Sonuç ve Yerleştirme Belgelerindeki bilgiler esas alınarak ve aşağıdaki kurallara uygun olarak doldurulmalıdır. Aksi takdirde başvurular geçersiz sayılacaktır.

Sınav sonuç ve yerleştirme belgelerinin ÖSYM sisteminden alınamadığı yıllarda sınava girip bir lisans programına yerleşen adayların ÖSYM’den bu belgeleri talep etmeleri gerekmektedir. Belgelerde hangi programa yerleşildiği, ilgili programa hangi puan türüyle yerleşildiği ve o puan türündeki sıralama bilgileri olmalıdır.

Kaynak : http://www.tubitak.gov.tr

spssasistan@gmail.com

İletişime geçmek için lütfen tıklayınız.

Tel: 0533 813 8786

Daha fazla meyve ve sebze yemek, sadece 2 haftada psikolojik iyilik halini yükseltir!

Meyve ve sebzeler sağlıklı bir diyetin önemli bir parçasıdır ancak yararları yalnızca fiziksel sağlıkla sınırlı değildir. Yeni araştırmalar, artan meyve ve sebze tüketiminin psikolojik iyilik halini 2 hafta gibi kısa bir sürede iyileştirebileceğini ortaya koymaktadır.

Yeni Zelanda Otago Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Tamlin Conner ve meslektaşları, 14 gün boyunca her gün ekstra meyve ve sebzeler verilen genç yetişkinlerin daha fazla meyve ve sebze tükettiğini ve motivasyon ve zindeliklerinin arttığını keşfetti.

PLOS One dergisinde yayımlanan araştırmaya göre;

ABD Tarım Bakanlığı’na göre, yetişkinler günde iki fincan meyve ve yaklaşık iki ila üç fincan sebze tüketmelidirler.

Bir fincan meyve yarım greyfurt veya portakal ile, bir fincan sebze ise büyük bir kırmızı biber veya büyük pişmiş tatlı bir patatesle orantılıdır.

Sağlıklı bir diyetin bir parçası olan meyve ve sebzeler; obezite, Tip 2 diyabet, kalp rahatsızlığı, inme ve bazı kanser türleri riskini azaltabilmektedir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, meyve ve sebze tüketiminin zihinsel sağlığı da iyileştirebileceğini ileri sürmektedir. Dr Conner ve ekibi çalışmalarında bu ilişkiyi ortaya çıkarmak üzere yola çıktılar. Araştırmacılar, 18-25 yaş grubundaki 171 öğrenciyi çalışmaya dahil ederek 3 grupa ayırdı 2 hafta boyunca takip ettiler.

Bir grup normal yeme alışkanlıklarına devam etmiş, bir gruba kişisel olarak her gün iki ek porsiyon taze meyve ve sebze (havuç, kivi meyve, elma ve portakal dahil), kalan gruba ise daha fazla meyve ve sebze tüketimini sağlamak için ön ödemeli üretim kuponları verilmiş ve metin hatırlatıcılar gönderilmiştir.

Çalışmanın başında ve sonunda katılımcılar; ruh hali, zindelik, motivasyon, depresyon ve kaygı belirtileri ve mental sağlık ve iyilik halinin diğer belirleyicilerini değerlendiren psikolojik değerlendirmelere tabi tutuldu.

Araştırmacılar şahsen ekstra meyve ve sebzeler alan katılımcıların bu ürünlerin çoğunu günde 3,7 porsiyonla 2 hafta boyunca tükettiklerini ve bu grubun psikolojik refah düzeyinde iyileşme sağlandığını keşfetti. Özellikle, bu katılımcılar zindelik, motivasyon ve pozitiflikte gelişme göstermiştir.

Diğer iki grubun 2 haftalık dönemde psikolojik iyilik hallerinde iyileşme saptanmamıştır.

Ayrıca, gruplarda depresyon ve kaygı semptomlarında iyileşme görülmedi. Yazarlara göre, “Depresyon ile beslenme şekilleri arasında bağlantı bulunan araştırmaların büyük bir çoğunluğu gözleme dayalı uzun araştırmalardır (kohort gibi); bu da hastalıkların olası farklılıklarının 2 haftalık kısa sürelerden ziyade çok daha uzun bir sürede ortaya çıkabileceği anlamına gelmektedir.”

Yine de araştırmacılar bulgularının, kişisel dağıtım yoluyla meyve ve sebze alımının arttırılmasının psikolojik iyilik hali için hızlı fayda sağladığını gösterdiğini söylemektedir.

Ekip şu sonuca varıyor:

“2 haftalık bir süre boyunca genç erişkinlere yüksek kaliteli meyve ve sebze sağlamak, hatırlatıcı ve kupon vermeye göre psikolojik iyilik hallerinde daha çok ilerleme sağlamıştır.”

Bu çalışma, genç yetişkinlere kaliteli meyve sebze sağlanmasıyla zindeliğin, gelişmenin ve motivasyonun kısa sürede iyileştirilmesine neden olabileceğini gösteren ilk çalışmadır. Bulgular, meyve-sebze ve iyilik hali arasındaki neden sonuç ilişkinin ilk geçerliliğini sağlamakta ve gelecekte büyük ölçekli müdahale çalışmalarının yapılması gerektiğini göstermektedir. ”

Kaynak: http://www.medicalnewstoday.com/articles/315781.php

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

ALES’te Yeni Düzenlemeler

7 Eylül 2017

YÖK ALES’te değişikliğe gitti. Buna göre sınavın geçerlilik süresi üç yıldan beş yıla çıkarılırken, düzenlenen testlerin içeriğinde de değişikliğe gidildi.

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitime Giriş Sınavı‘nda (ALES) köklü değişikliğe gitti.

YÖK Başkanı Yekta Saraç konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ““Yeni YÖK olarak Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitime Giriş Sınavı (ALES) yapmış olduğumuz yeni düzenlemeyle ALES’in kapsamında, uluslararası benzer sınavlarla olabildiğince bir ortaklık sağlamış olup bilgiden çok adayların sayısal ve sözel alanlara ilişkin mevcut bilgilerini kullanarak üst düzey düşünme becerilerinin ölçülmesi ve belirlenmesini hedefledik. Adayların aleyhine olan süre, soru sayısı, kapsam ve puanların hesaplaması, sınavın geçerlilik süresi gibi konularda iyileştirmeler yaptık” ifadelerini kullandı. Buna göre;

1- ALES’te test sayılarında azaltmaya gidilmiştir. Dört test/bölüm sayısı ikiye indirilmiş olup yeni ALES, Sözel ve Sayısal olmak üzere iki bölümden ve testten oluşacaktır. Sözel-I ve Sözel-II ile Sayısal-I ve Sayısal-II testleri ayrımı ortadan kaldırılmıştır.

2- Yeni ALES’te belirlenen testlerin içeriğine ilişkin de yeni düzenlemeler yapılmıştır. ALES Sözel Testi; sözcükte, cümlede ve parçada anlam; cümle ve metni tamamlama; kesin yargıya ulaşma, düşünce akışını bozan ifadeyi bulma ve parçada anlam bütünlüğü sağlama gibi başlıklar altıda yer alan soru alanlarından oluşacaktır. Burada adaylardan temel dilbilgisi becerilerinin yanı sıra daha çok sözel akıl yürütme becerilerini ölçmek amaçlanmıştır.

ALES Sayısal Testi; temel matematiksel işlemler, matematiksel ilişkilerden yararlanma; tekli, ikili ve üçlü problemler ve geometri gibi başlıklar altında yer alan soru alanlarını içerecektir. Burada adayların sıralama, çözümleme, analiz etme, yorumlama ve mantıksal akıl yürütme gibi daha çok ileri düşünme becerilerinin ölçülmesi amaçlanmıştır.

3- Yeni ALES’te (a) soru sayısı azaltılmış, (b) soru başına düşen süre artırılmış, (c) bununla birlikte toplam sınav süresi kısaltılmıştır. Sınav, 160 soru ve 180 dakikadan (3 saat) oluşmakta iken yeni düzenleme ile 50’şer sorudan oluşan sözel ve sayısal iki ayrı testten meydana gelecektir. Toplamda 100 sorudan oluşan sınavın süresi, 150 dakika (2.5 saat) olarak belirlenmiştir. Bu düzenlemenin sınav stresinin azaltılmasına da katkı sağlayacağı beklenmektedir.

4- Eşit ağırlıklandırılmayan ALES Eşit Ağırlık puanı, artık eşit ağırlıklı hale getirilmiştir. ALES Sayısal ve ALES Sözel puanının hesaplanmasına yönelik ağırlıklar değiştirilmemekle birlikte, ALES Eşit Ağırlık puanının hesaplanmasında Sayısal Testinin %50, Sözel Testinin de %50 etkili olmasına karar verilmiştir.

5- ALES sonuçlarının geçerlilik süresi üç yıldan beş yıla çıkartılmıştır.

YÖK’ün tüm açıklaması için, tıklayınız

Kaynak: www.akademikpersonel.org

www.spssasistan.com

spssasistan@gmail.com

Tel: 0533 813 8786

SPSS’te Normal Dağılıma Karar Verme

Analizlerde test seçimi önemli bir basamaktır ve doğru teste karar vermek değişkenin türüyle yakından ilişkilidir. Analiz yapılacak değişkenin/ değişkenlerin niteliksel veya niceliksel mi olduğu, ya da normal dağılım özellik gösterip göstermemesi seçilecek testler ile doğrudan ilişkilidir. Özellikle niceliksel değişkenler üzerinde yapılan analizlerde değişkenin normal dağılım özelliğinin tespit edilmesi önem arzetmektedir. Bir değişkenin normal dağılıp dağılmadığına “Aralık yöntemi, Grafiksel yöntemler ve Test yöntemleri” ile karar vermek mümkündür. Ancak önemli bir nokta üzerinde durulması gerekir ki o da; normal dağılıma sadece görsel veya normallik testlerine bakarak karar verilemeyecek olmasıdır. spssasistan.com olarak spss’de bir değişkenin normal dağılıma uygunluğunun nasıl yapıldığını görsel ve matematiksel olarak sizin için derledik. Aşağıdaki linkten sunumu indirebilirsiniz.

SPSS’te Normal Dağılıma Karar Verme

spssasistan.com (Doğru, Hızlı ve Güvenilir Analiz)

Tel: 0533 813 8786

İletişime geçmek için lütfen tıklayınız.

BAŞLIK NASIL YAZILIR

Uzun süren mesailerin, analizlerin, raporlama sürecinin ardından meydana gelen çalışmaların webde veya bilim dünyasında görünebilirliğinin yüksek olması bütün araştırmacıların büyük bir arzusu olsa gerek…Elbetteki araştırmanın planlanması, yöntemi, veri kalitesi gibi faktörler önemli olmakla birlikte çalışmanın “başlığının” da özenle seçilmesi önemlidir. Çünkü bundan sonraki süreçte çalışmanız bu başlıkla anılacak, çok fazla vakti olmayan araştırmacılar ilk kez “başlığınızı” okuyarak geri kalanını okuyup okumamaya karar verecek ve belki de en önemlisi araştırmanızın milyonlarca araştırma içinden okuyucuya ulaşması başlıkta seçtiğiniz kelimelere göre belirlenecektir. spssasistan.com olarak başlık yazarken nelere dikkat edilmesi gerekiyor sizin için hazırladık. Aşağıdaki linkten sunumu indirebilirsiniz.

Başlık Nasıl Yazılır

spssasistan.com (Doğru, Hızlı ve Güvenilir Analiz)

Tel: 0533 813 8786

İletişime geçmek için lütfen tıklayınız.

BİYOİSTATİSTİK NOTLARI-1

Aşağıda saygın bir üniversitede (2017) doktora dersi sırasında tutulan biyoistatistik notları verilmiştir. Her hafta güncellenecektir.

1- SPSS ve benzeri yazılımlarda değişkenler sütunlarda, denekler ise satırlarda yer alacak şekilde veri girişi yapılmaktadır.

2- Word ve Excel’de girilmiş olan veriler kopyala-yapıştır yapılarak SPSS’e aktarılabilmektedir.

3- Veri girişi sırasında sayısal verilerin olduğu gibi niteliksel verilerin ise kodlanarak girilmesi (örn: erkekler için “1”, kadınlar için “2” girilmesi) ileride yapılacak analizler için daha kullanışlıdır.

4- İstatistik: Bir konuyu bilimsel açıdan incelemek amacıyla araştırmanın planlanmasını, verilerin toplanmasını, değerlendirilmesini, bir sonuca varılmasını ve çıkarsamalar yapılmasını sağlayan bilimdir. Konu olarak tanımlayıcı (descriptive) ve çıkarımsal (inferential) istatistik olarak 2 ana gruba ayrılır.

5- Tanımlayıcı istatistik: verilerin sınıflandırılması, ortalama ve yaygınlık ölçülerinin hesaplanması, tablo ve grafiklerle sunulması vb. konuları içerir. Tanımlayıcı istatistik, ileride yapılacak çözümlemelere ışık tutması açısından öneme sahiptir ve iyi bilinmelidir.

6- Çıkarımsal istatistik: Örneklemden elde edilen bulgular ışığında evrenle ilgili kestirimlerde bulunma, hipotezleri test etme ve karara varma vs. konularını içerir. Örneğin; kadınlarda evcil hayvan besleme sıklığı erkeklere göre daha mı yüksektir? sorusunun cevabı için hipotez testlerinden faydalanılır.

7- Evren: Belirli bir özelliğe sahip bireylerin oluşturduğu topluluktur. Başka bir deyişle, yapılması istenen çalışmanın amacına uygun şekilde konu ile ilgili bütün bireylerin oluşturduğu topluluktur. Evren amaca göre küçülebilir ya da büyüyebilir.

Örneklem: Evrene göre daha az sayıda birey ya da gözlemden oluşan ve evreni temsil ettiği düşünülen bir alt kümedir.

Örneklem Büyüklüğü/Genişliği: Örneklemdeki denek/gözlem sayısıdır

Örnekleme: Kuramsal olarak evrenden örneklem seçme işine “örnekleme” adı verilir.

Parametre ve İstatistik: Örneklemi tanımlamak için kullanılan ölçülere “istatistik”, evreni tanımlamak için kullanılan ölçülere ise “parametre” denir. Genel olarak istatistik Latin harfleri ile, parametre ise Yunan harfleri ile gösterilir.

Değişken: Farklı değerler alan herhangi bir özelliğe değişken denir. Örn: boy, yaş, cinsiyet, hemoglobin değeri vb.

Veri: Araştırılan konuya açıklık getirmek, gerçeği tespit etmek, karara varmak vb. amacıyla toplanan ham materyale (ölçümler, belgeler, bilgiler vb.) veri denir. Çalışmada veri gözlem sayısı “n”, değişken sayısı ise “p” olarak tanımlanır ve veri matrisi “nxp” olarak tanımlanır.

8- Araştırmalar genel olarak “Gözlemsel” ve “Deneysel” araştırmalar olarak ikiye ayrılır. Gözlemsel araştırmalarda, araştırmacı katılımcılara herhangi bir girişimde/müdahalede bulunmaz. Gözlemsel araştırmalara örnek: tanımlayıcı araştırmalar, vaka serileri, vaka kontrol çalışmaları, retrospektif çalışmalar, prospektif çalışmalar, kesitsel araştırmalar gibi.

9- Deneysel araştırmalarda ise katılımcılara müdahalede bulunulur. Örnek: Müdahale araştırmaları, Randomize Kontollü Araştırmalar, Randomize Olmayan Kontrollü Araştırmalar vb.

10- Evrenden çekilen farklı örneklemlerden elde edilen örneklem istatistiklerindeki değişime rastgele örnekleme değişkenliği (veya örnekleme hatası) adı verilir. Bu hata, verilerin daha uygun örnekleme yöntemi kullanılması ile azaltılabilir. Bu açıdan bakılacak olursa, istatistiğin öncelikli amacı, örneklem verisi ile elde edilen bilgiye dayanarak evren parametresini kestirmek, hipotezleri test etmek ve karara varmaktır. Evren parametreleri ile örneklem istatistikleri arasındaki ilişki; bias (taraf tutma), kesinlik (precision) ve doğruluk (accuracy) kavramları temelinde tanımlanır. iyi araştırma tasarımları, evren parametreleri kestirimlerini tarafsız, kesin ve doğru olmasını sağlamaya çalışır.

  1. Yanlılık (bias, taraf tutma): Yanlılık; örneklem değerlerinin sistematik olarak evren parametresinden sapması olarak tanımlanır. Yanlı araştırma tasarımlarda elde edilen istatistikler, evren değerinden düşük veya yüksek olma eğilimindedir. Yanlılık, örnekleme yöntemi ile ilişkilidir. Seçilen örneklemin evreni temsil etmediği durumlarda sık görülür. Yanlılığı azaltmak için, uygun bir örnekleme yöntemi, anketör/uygulayıcı eğitimi, hassas ölçüm yöntemi önemlidir.

Kesinlik: Evrenden tekrar tekrar çekilen örneklemlerden elde edilen istatistikler arasındaki değişimin miktarını tanımlayan bir kavramdır. Çekilen örneklemlerdeki değerler birbirine çok yakın ise, araştırma tasarımının evren parametresinin kesin kestirimlerini ürettiği ifade edilebilir (uygulamada evrenden tekrar tekrar örneklem çekimi pek yapılmaz pratikte). Kesinliği yüksek değerlere çıkarmak için yeterli gözlem sayısı yarar sağlamaktadır.

Doğruluk: Bir örneklem istatistiğinin gerçek evren değerine ne kadar yakın olduğunu ifade eder. Kesinlike doğruluk farklı şeylerdir ve sık karıştırılır. Bir örneklem istatistiği kesin olabilir ancak doğru olmayabilir. Gerçekte bir örneklem istatistiğinin doğruluğunu evren parametresiyle karşılaştırma olanağı pek bulunmamaktadır çünkü parametre biliniyorsa örneklem almaya gerek duyulmamaktadır.

spssasistan.com

Tel: 0533 813 8786